Sosyal Medya İlişkileri

Teknolojinin hızlı gelişmesi ile birlikte yaşam şekillerimizin de değiştiğini gözlemliyoruz. İletişim ortamları da yine bu hıza uyum sağlamış görünüyor. Meydanlardaki buluşma yerlerinin yerini sosyal medya, kelimelerin yerini emojiler almış, sosyal medya ağları ise hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş bulunmakta.

Sosyal medya tanım olarak, bireylerin diğer birey ve grupları etkilemesini sağlan bir iletişim teknolojisi. Günümüzde en çok kullanılan sosyal medya ağlarına örnek olarak;  Facebook, İnstagram ve WhatsApp’ı gösterebiliriz.  2017 dijital verilerine baktığımızda, Türkiye için aktif sosyal medya kullanıcı sayısı 48 milyon. Günde ortalama 3 saatimizi sosyal medyada geçiriyormuşuz. Ülke sınırları dışındaki bireyler ve topluluklarla da iletişim halinde olduğumuzu göz ardı etmemek gerek.

Sanal Topluluk

Sosyal ağların yaygın kullanımı ile birlikte sosyalleşme süreci de farklı bir platforma taşınmış bulunuyor. İnsanlar kendi oluşturdukları profiller ile diğer profil ve topluluklarla iletişim ve etkileşime kolayca geçebiliyor.  Sosyal medya, insanların zaman geçirdiği yeni bir yaşam alanı haline gelerek yeni bir topluluk türü ortaya çıkmasına katkı sağlıyor. Kaynaklarda buna “Sanal Topluluk” olarak rastlayabiliriz.  Sosyal medya ağlarını kullanan herkes bu sanal topluluğun birer üyesi.

Görünmeyen Ağlar İle Birbirine Bağlı Ama Yalnız Bireyler

Sanal toplumun bir üyesiyiz. İstediğimiz zaman istediğimiz kişiye onun izin verdiği ölçüde ulaşabilmemiz mümkün. Sosyal medya sayesinde ilkokul arkadaşımıza,  öğretmenimize, ilk aşkımıza, uzakta yaşayan akrabalarımıza kolayca ulaşabiliyoruz. Binler ve milyonlarca kişi bizi takip ediyor ve onlarla iletişime geçebiliyoruz. Ancak tıpkı bulunduğumuz topluluk gibi ilişkilerimizin de sanal olduğunu unutmamak gerekir.

İstediğin bir kişiye kolayca ulaşabilmek teknolojinin en sevdiğim özelliklerinden biridir. Teknolojinin bu kolaylığı, sanal topluluktaki ilişkileri aynı kolaylıkta hissetmemize neden olduğunu varsayıyorum. Gerçek hayatta arkadaş edinmek ve arkadaşlıktan çıkarmak sanal topluluktaki kadar kolay ve basit olmuyor. İnsanlar karşısındaki kişiye söyleyemeyecekleri şeyleri profillerinde söyleyebiliyor, sanal dünyasına bir tık ile aldığı kişiyi kolayca çıkartabiliyor. Gerçek ilişkilerimiz bu kadar kolay mı? Sosyal medyada her fotoğrafını beğenen kişiyle karşılaştığımızda selam veremiyor oluşumuzu nasıl açıklayabiliriz başka? Çünkü gerçek iletişim çok daha karmaşık bir şey. Orada tüm iletişim unsurları ile iletişimde bulunduğun kişinin karşısında olmalısın. Göz teması, jest, mimik, beden duruşu, duyma ve gerçek dinleme vb. unsurları kullanarak iletişime geçmelisin. Oysa biz bir emoji ile iletişimi nasıl basitleştiriyoruz değil mi?  Belki de bu yüzdendir, görünmeyen ağlar ile birbirimize bağlı ama kendimizi yalnız hissetmemiz. Türkiye’de internet bağımlılığı üzerine yapılan araştırmalara bakıldığında, yalnızlık düzeyindeki artış ile internet bağımlılığındaki artış arasında paralel bir ilişki olduğu görülmekte.

Gerçek Benliğine Yabancılaşma

Hepimizin, deneyimlerimiz sonucunda oluşmuş, kendimizle ilgili duyguları, düşünceleri, algılamaları ve değerlendirmeleri vardır. Kendimizi tanıma ve değerlendirme biçimimiz bizim benliğimizi oluşturur. Benlik, bizim kim olduğumuzu tanımlar. Ayrıca, ideal benliğimiz vardır ki bu olmak istediğimiz benliği temsil eder.   Peki sosyal medyada oluşturduğumuz profiller ne kadar bizim gerçek benliğimizi ne kadar ideal benliğimizi temsil ediyor? Olduğumuz kişiyi mi olmak istediğimiz kişiyi mi sergiliyoruz?

Sosyal medyayı hangi amaç için kullanıyoruz? Yarattığımız profil çerçeveleri hangi ihtiyacımızı karşılıyor? Sorusunun cevabı bize aslında yukarıdaki sorunun cevabını veriyor. Herkesin sosyal medyada bulunma motivasyonu farklılık gösterir; Kimlik temsili, bilgi paylaşma,  performans sergileme, gözetlenmek, gözetlemek, teşhir etmek, sanal bedenler oluşturmak, örgütlemek vb. Dikkat edilmesi gereken şey; gerçek benlik ile kendi yarattığımız ideal benlik iç içe geçmiş ise, sosyal medya araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmiş ise,  kendi öz benliğimize yabancılaşmak kaçınılmaz oluyor.

Sosyal ağ profillerimiz ile kedimize bir çerçeve oluşturuyoruz. Oluşturduğumuz bu çerçeve ile kedimizi sunmak istediğimiz şekilde sergiliyoruz. Sunduğumuz benlik gerçek benliğimizden ne kadar uzak ise kendimize de o kadar yabancılaşıyor oluyoruz.

Stalker Psikolojsi

Stalk kelimesi yine sosyal medya ile günlük hayatımıza girmiş bulunmakta. Bir kişinin başka bir kişiyi sosyal medya hesaplarından gizlice takip etmesi anlamına geliyor. Kısaca, iz sürmek olarak da tanımlanabilir.  Bu tanımı günlük hayata aktardığınızda hiç bu kadar normal olmuyor elbette. Masum bir gözetleme mi yoksa daha fazlası mı sorusu geliyor akıllara. Bu durum psikiyatrik tedavi görenler ile risk grubunda bulunalar için tehlikeli diyebiliriz.

Sosyal medya stalklaması ile gerçek hayattaki stalklama arasında fark vardır. Çünkü sosyal medyada gözetlenenin her zaman olmasa da gizli kabulü söz konusudur. Örneğin gerçek hayatta gözetlenen kişi gözetlendiğinin farkında olmayabilir ancak sosyal medyada kişi takip edildiğinin farkındadır. Sürekli durum, mekan paylaşımları, ruh haline ilişkin paylaşımlar yapması bunun bir göstergesidir. Yani gerçekte bilinçli teşhir yokken sanal ortamda bilinçli bir teşhir söz konusudur. Sosyal ağlardaki stalklama merak unsuru içerirken, gerçek hayatta bu saplantıyı çağrıştırır ve suç unsuru oluşturur. Ruh sağlığı bozukluklarını akıllara getirebilir.

Burada dikkat çekmek istediğim şey; sanal topluluklarda normal kabul gören durumların gerçek hayata aktarılması ve normalleştirilmesi eğilimidir.

Peki stalkerlar ne hissediyor? Bunu saplantılı bir durum olarak mı yoksa sadece basit bir merak olarak mı görüyorlar? Stalklama amaç ve motivasyonunuz ne? Eğer stalklama günlük hayatınızın rutinini bozuyor ise riskli gruba girebilirsiniz.  Kısaca stalklama durumu hem sosyal hem klinik psikoloji tarafından önümüzdeki yıllarda çokça çalışılabilecek bir konu olarak karşımıza çıkacak gibi görünüyor.Benim düşüncem ise, sosyal medya stalklamalarının çok masum ve normal olmadığı yönünde.

Kaynaklar:

  1. Ahmet Z.-Deniz K. (Stalk, Beliğin İzini Sürmek).Yeni Düşüceler, 2017; 8: 23-32 http://dergipark.gov.tr/download/article-file/393155
  2. Biçer S. ( Akademisyenlerin Sosyal Ağlarda Bulunma Motivasyoları). Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. Sayı: 40- Nisan 2014.
  3. Karagülle A.E.- Çaycı B. (Ağ Toplumunda Sosyalleşme ve Yabancılaşma). TOJDAC, Haziran 2014.
  4. http://www.dijitalajanslar.com/internet-ve-sosyal-medya-kullanici-istatistikleri-2017

Bir Cevap Yazın