Kayıp İkiz Eşinin Psikolojik Etkileri

Kaybolan İkiz:  Yurt dışı kaynaklarda “Womb Twin” olarak geçen bu kavramı ilk kez duymuş olabilirsiniz veya benim gibi genlerinde ikiz gebelikler ve doğum hikayelerinde “İkizlerden birinin ölümü” öykülerini dinlemiş olabilirsiniz.

İkiz gebeliğim boyunca en büyük korkum bebeklerimden birinin kaybıydı. Bu korkumun oluşması buna benzer hikayelerle büyüdüğüm için çok normaldi. Neyse ki bunun farkındaydım ve terapi ile bu korkumla nasıl baş edeceğimi öğrenmiştim. Ancak doğumdan sonra bile bu konu ilgimi çekmeye devam etti.

Merakım şu yöndeydi; Çoğul gebeliklerde bebeklerden birinin kaybı durumunda hayatta kalmaya devam eden/edenler bu durumdan nasıl etkileniyorlar? Bazen embriyo henüz gelişmeye başlamadan kaybolabiliyor.  Ultrasonda fark edilemeyecek boyutta olabiliyor.  Ancak gelişimine devam eden, hayatta kalan ikiz eşi, kaybolan eşin bilgisini hücrelerine kaydetmiş oluyor. Ne kadar ilginç değil mi? Konu ile ilgili Türkçe kaynak tabi ki bulamadım. Yurt dışı kaynaklı araştırmalar gösteriyor ki ikiz gebelik popülasyonun %10 ‘u gebelikte kaybolan ikizlerden oluşmakta. Bence, büyük bir oran.

Çoğu ikiz, üç ay içinde kaybedildiğinden, böyle bir erken kaybın hayatta kalan ikizin üzerinde psikolojik bir etkisi hiç olası değilmiş gibi göz ardı ediliyordu. Çocuğun beyin zarı gelişmemiş varsayılmasına rağmen, sözsüz belleğin çeşitli örneklemleri bize aslında beyin zarının gelişmiş olduğunu düşünmemizi sağlayan araştırma bulguları var. Bununla birlikte, neyse ki şimdilerde bebeklerin doğumda bilinçli oldukları fark edilmiş görünüyor. Nöral ağlar rahimde yaratılırken, hücresel hafızayla ilgili birçok keşif yapıldığına yine kaynaklardan ulaşabiliyoruz. Dr. Wade’in  anılar, alışkanlıklar,ilgi alanları ve tad gibi özelliklerin beyin haricinde, insan vücudunun tüm hücrelerinde bir şekilde hafızaya alınabileceğini ileri süren hipotezi bunlardan en önemlisi denilebilecek düzeyde. Doğum ve doğum öncesi travma, özellikle hayatta kalan tek ikiz vakalarında, ilgili birey tarafından sık sık anımsanabilmekte.

Bedenimizdeki tüm hücrelerin (tad, doku, anılar vb.) bir hafızası var ise Emriyo’nun da doğum öncesi dönemle ilgili hatıraları elbette olacaktır ve bu hatıraları yaşamında farklı deneyimlerle dışa aktaracakır.

RNA’lar aracılığı ile gebelik öncesi yaşantıların ve düşüncelerin, aktarım yolu ile rahme gelecek olan bebeği etkilediğini artık biliyorsak, rahmi birlikte paylaşan embriyo ve fetüs kaybının hayatta kalanı etkilemesi göz ardı edilmemeli. Hayatta kalan ikiz eşi bunu bilsin ya da bilmesin sonuç değişmiyor.

wombtwin.com araştırma sonuçlarının verildiği makalede kaybolan ikiz eşinin, hayatta kalan diğer eşe olan psikolojik etkilerini şu başlıklar altında toplamışlar;

Terk Edilmişlik Duygusu

Hayatta kalan bir ikize terk edilmişlik ya da red edilmişlikten daha fazla acı veren bir şey yoktur. Rahimde yalnız kalma ve doğanın sağlayabileceği en yakın ilişkiyi sonsuza kadar kaybetmenin orijinal deneyimine en yakın duygunun terk edilmek ve reddedilmek olduğu varsayılabilir. Hayatta kalan bazı ikiz eşlerinin, yakın arkadaşlıklardaki tüm girişimleri göz ardı ederek reddedilmeyi önceden etkisiz hale getirebileceklerinden bahsedilir.  Hayatta kalan ikiz, arkadaşları arasında bile kendini yalnız hissedebilir ve fiziksel olarak yalnız olmayı gerçekten çok zor bulabilir, hatta paradoksal olarak yabancılaşmış ve farklı hissederek kendilerini kasti olarak diğerlerinden ayrı tutabilir. Yakın ilişkilerden kaçınabilir ve iyi ilişkileri sabote ederek ikizlerinin kaybını tekrar bile edebilir, böylece arkadaşsız ve yalnız kalır. Hayatta kalana göre bu, rahatsızlık verici ama psikolojik olarak kendini yalnız bırakmanın önemli bir biçimidir. 

İstikrarsız İlişkiler Kurma Eğilimi

İkiz hamilelikte hayatta kalan tek ikizler için bu hızlıca açık bir hale gelmiştir, ilk bağlılık ikize olanadır, ama ikiz doğumdan önce ölmüştür. Bu, hayatta kalan ikiz bundan sonra tüm yakın ilişkilerinde yedek ikiz ararken, doğmuş yaşamda bağlılıklarda ilginç bir karmaşıklık yaratır ve sonunda her zaman asıl kaybın bilinçsiz yeniden yaşanmasında ilişkiyi sabote eder.

Birçok hayatta kalan ikiz yetişkin, hareketli hissettiklerini, sürekli işlerini değiştirdiklerini, dünyayı gezdiklerini ve herhangi bir yerde uzun süre kalmadıklarını belirtmişler. İşleri yoluna koymak ve içindeki boşluğu doldurmak için birini arayış devam etmektedir. Bazen memnun edici bir iş ya da sevgi dolu bir ilişki gibi kısa süreli bir mola bulur ama kısa süre sonra harekete geçme zamanı gelir. Bu kaybedilen ikizin arayışıdır. Kaybedilmiş ve asla bulunamayacak ikiz.

Kimlik Karmaşası

Yeterince gelişmemiş ve yaşamına devam etmek için çok zayıf olan kaybolan ikizin kısa yaşamını yeniden yaşatmada, hayatta kalan ikiz hayatta kalmayı başaramamış ikizin özelliklerini üzerine alır ve bir yolunu bulup gelişmemiş ve tatmin edilmemiş şekilde kalır. Bazı hayatta kalan ikizler hatalarından ders çıkarmazlar ve hayattaki konumlarından en iyi şekilde faydalanmazlar ama olabilecekleri insanın kıyıda köşeden kalmış bir kısmı olarak kalırlar. Aslında olabileceklerinin kıyıda köşede kalmış kısmı olarak sonlananlar kaybettikleri ikizleridir.

Hayatta kalan ikizler normal hayattan zevk alıyor gibi görünebilirler, ama “güçlü hayatta kalan” kişilikleri üstünlük özlemi çekerken, içten içe, istismar edilme ya da kötüye kullanılma gibi şeylere yol açan kırılgan “daha zayıf ikiz” kişiliklerinde çocuksu bir halde ve başkalarına bağlı olarak kalabilirler. Aslında mükemmel şekilde sağlıklı olmasına karşın, hipokondriyak hayatta kalan ikiz aciz bir çocuk gibi hastalık ve ölümden korkarak, kendini zayıf hissederek yaşar: Yaşamak için zayıf ve çok hasta olan aslında ikizidir.

Kronik Boşluk Hissiyatı

Hayatta kalan ikizler genel olarak “bir şeyler eksik” diyerek belirsiz bir histen bahsetmişlerdir. Eksik şey hissi, şimdi gitmiş daha önceden “orda olan” bir hissi gösterir. Bu kolay olmayan boşluk hissini iyileştirmek için, hayatta kalan ikizlerde, objelere, uzun-sonu olmayan ilişkilere, anlamsız ritüellere, alışkanlıklara ve köklü-mantıksız fikirlere bağlılık eğilimi sıkça görülür. Boşluk ya da “kara delik” olarak Hayatta kalan ikiz tarafından deneyimlenen bu içsel boşluğun içine herhangi biri her türlü aktivite ve enerjiyi koyabilir ama yine de boşluk deneyimi olarak kalır

Dürtüsellik

Eksiklik hissini doldurmak arayışı – kaybolan ikizle birlikte oluşan boşluk – hayatta kalan ikizi yeme bozuklukları ya da bir bağımlılığa çekebilir. Kompulsif biriktirme özellikle yaygındır. Bu gibi aktiviteler boşluk ve ana yaralanmışlığı iyileştirmek için bir girişim olarak görülür ama aslında bunlar, ikizin anısını yararlı şekilde hayatta tutan acı ve üzüntüyü sürdürme eğilimidir.

Çılgın, yorucu ve kendini engelleyici yaşam tarzı birçok hayatta kalan ikizin özelliğidir. Tamamen yok etmeye eğilimlidirler ve uzun çok fazla hareket periyodlarından sonra, tamamen yorgunluk haline düşerler ve bir süre boyunca hareket edemezler. Bu sanki kendilerini güçlü, sağlıklı ve uzun ömürlü olmaktan alıkoymak gibidir. Hayatta kalma yetilerini sonuna kadar test ediyor gibi ve süreçte kendilerini sakatlamaları ya da öldürmeleri umurlarında değilmiş gibi görünürler. Bazı hayatta kalan ikizler için, risk alıcı hayat stilinde sert bir yargı vardır.

Tekrar eden intihara meyilli davranış, jestler ya da tehditler, ya da kendini yaralama davranışı tipik olarak, hayatta kalan ikiz ölüm hakkında zihninin meşgul edecek kadar çokça düşünür. İntihar düşüncesi sıkça çocuklukta olmakla beraber yaşamın erken evrelerinde ortaya çıkar. Bazı hayatta kalan ikizler sanki “Burada, bu yaşamda olmak istemiyorlar” mış gibi hiç doğmamış olma gibi arzuları olduğunu tanımlamışlar.

Ölüm kaygısı

Akıldan çıkmayan ölüm anısı hayatta kalan ikizin hayatının her bir gününe izinsiz girdikçe, oldukça zayıflatıcı hissettiren hiçbir tıbbi duruma bağlı olmayan vücut zayıflığı olarak yorumlanabilir ve alıkoyucu olabilir. Aksine, bazı hayatta kalan ikizler için, hayatta olma düşüncesi sürpriz bir hediye – belki de hak edilmeyen – ve büyük bir ayrıcalıktır. Hayatta kalan ikizlerin hiçbir mantıksal açıklaması olmayan yoğun duygulardan beslendiği gözlemlenmiş. Hayatları boyunca peşlerinde olan acı verici üzüntünün belirsiz duyguları için açıklamalar ararlarken, sık ruh hali değişimleri yaşarlar.

Ruh hali tepkiselliği

Hayatta kalan ikizler sahip oldukları duygular için sürekli mantıklı açıklamalar arayışındadırlar ve bunu yapabilmek için hastalık-tedavi fantazileri yaratma ihtiyacında olabilirler. Diğerlerinin duygularına karşı sık sık alışılmadık şekilde hassas olurlar ve bu kendi içsel zayıflık ve kırılganlık duygularıyla birleştiğinde onları başa çıkmada sıkça aciz hale getirir. Başkalarının işleri ve duygularıyla o kadar meşgullerdir ki, geceleri uyuyamazlar. Büyük bir başkalarının acılarını indirme ihtiyacı duyarlar. Genellikle yardımsever mesleklerde çalışırlar.

Öfke

Hayatta kalan ikiz sık sık öfkelidir ama herhangi birine nedenini açıklamak zordur. Bu, sanki kendilerini potansiyel olarak düşman bir dünyadan koruyorlarmışçasına savunucu tip bir öfkedir. Bu duyarlılıkları, öfkenin savunma için yarattığı iç kırılganlığın paradoksal duygusunu anlayamayacak kişilerden gelen düşmanlık yaratır. Sonuç sıkça hayatta kalan ikizin kaybetmeyi göze alamadığı bağrışmalı bir kavgadır rahimde zayıf olanın duvara gittiği ve güçlü olanın hayatta kaldığı gibi. Güçlü empati ve sezgileriyle, hayatta kalan ikiz, ilgili tüm kişilerin yararı için tüm ailesi için gönüllü olarak saklı negatif duyguları dile getirir.

Erkekler için, mantıksızca öfkeli, savunucu ya da düşmanca olmak maskülen gücün bir formunu gizleyebilir. Bu tarz öfke, zayıflık hayatta kalan ikiz için ölüm anlamına geldiğinden, yetersiz olarak algılanma korkusundan ileri gelir. Kadınlar için, öfkeli olmak güçlü bir şeydir ve kayıp ikiziyle bilinçsizce bağdaştırdığı içsel bir zayıflık hissederse, başkaları üzerinde gücünü gösterebileceği her bir fırsatı kollar.

Utanma duygusu

Utanç, hayatta kalan ikizin hayatında önemli rol oynar. Derinde Kişisel olarak “Yanlışlık” duygusu vardır. Bu, “Sahtekar” ya da “Gibi Görünen” olmak gibi bir histir. Bu, basitçe hayatta kalma suçluluğu olarak yorumlanabilir.

Althea Hayton’ un makalesindeki bulgular gösteriyor ki, doğum öncesi ve doğum anı bebeğin hafızasına kayıt ediliyor ve kayıt edilenler kişinin yaşamını, seçimlerini, rollerini ve kişiliğini etkiliyor.   Kaybolan ikiz durumuna bu açıdan bakıldığında kaybolan ikiz eşinin hayatta kalan diğer eşe etkisi kaçınılmaz olduğu bilimsel veriler ile desteklenmiş oluyor.

Kaynak:

Bir Cevap Yazın